6 Nisan 2005 Çarşamba

Turandot ve Aklayıcılar Kongresi:Brecht ve Entelektüel’in İşlevi Üzerine


Brecht 1954 yılında ölmeden hemen önce yazdığı bir notta şöyle der: “Turandot adlı bir oyun yazmaya daha 1930’lu yılarda planlamıştım, sürgün yıllarında da Tui’lerin Altın Çağı adlı bir romanın hazırlıklarıyla uğraştım. Özellikle Galilei’nin Yaşamı’nı yazdığım sırada o oyunda aklın sabahını anlatmıştım, bir de akşamını anlatmak geçti içimden, yani 16. yüzyılın sonlarına doğru kapitalist çağı başlatan aklın akşamını.”

Bu iki oyunun, Galileo Galilei’nin Yaşamı ve Brecht’in tam olarak tamamlayamadan öldüğü Turandot ve Aklayıcılar Kongresi’nin birbirini tamamlayan iki proje olduğu bu nottan da rahatça anlaşılabilmektedir. Galilei’de fizikçinin Althusser’in deyimiyle “hakikat için sabırsızlanan bilinçlilik”inin “kendisinden yavaş ilerleyen tarihi” fark edememesinin yarattığı sorunlara dikkat çeken Brecht, özellikle 1940’larda atom bombası projesinde çalışan bilim adamlarına yönelik eleştirilerini belirginleştirebilmek için oyunu defalarca elden geçirmişti. Brecht Galilei’yi, yaptığı bilimin neye hizmet ettiğinin farkında olmayan ya da bunu önemsemeyen ama diğer yandan idealistçe hakikatin peşinde koşan bir figür olarak çizmişti. Galiei bu kör idealizminin sonucunda başta o dönemdeki egemen sistemin bir prestij nesnesi durumuna düşmüşken, ilerleyen yıllarda bilimsel idealizminin bir sonucu olarak sistemle ciddi bir karşılaşma içerisine giriyor, bu noktada bir entelektüelin konumu itibariyle sadece “kendi işiyle” ilgilenemeyeceğini ve sistemle kurduğu ilişkinin ister istemez politik bir yön içerdiğini fark ediyordu. Bu noktada Galilei engizisyon tarafından ölüme mahkum edilmektense kenara çekilmeyi tercih ediyordu. Oyuna yaptığı müdahaleler ile Galilei’nin tercihini sorgulamaya tabii tutmayı amaçlayan Brecht, oyunun sergilemelerinde gözlemlediği tepkilerden yola çıkarak tüm bu değişikliklere rağmen seyircinin Galilei’yi bir kahraman olarak görmesini engelleyemediğini itiraf etmişti.

Turandot ve Aklayıcılar Kongresi’nin “şanlı Tui”leri ise (Tui sözcüğü Brecht tarafından “intellektuel” sözcüğünü nitelemek için üretilmiş, Tellekt-Uell-In sözlerinin baş harflerinden kurulmuş uydurma bir sözcüktür) Galilei’nin yaşadığı ikilemi hiç yaşamazlar. Onlar zaten kişisel konumlarını çok net ve çelişkiye yer bırakmayacak bir biçimde belirlemişlerdir: Yeteneklerini egemen sistemin hizmetine sunmuş demogoglar ve ideologlar. Oyunda Maoist devrimin öncesini çağrıştıran bir Çin İmparatorluğu ile karşı karşıya kalırız. Devlet ciddi bir ekonomik kriz içerisindedir ve hızla büyümkte olan Kai Ho liderliğindeki halk ayaklanması sistemi ciddi bir biçimde tehdit etmektedir. İyi bir üretim yılı geçirilmesi sonucu pamuk fiyatları düşünce, pamuk tekelinin sahibi olan devlet bundan rahatsızlık duyar ve fiyataları yukarı çekmek için piyasadaki pamuğa el koyar. Bu ciddi bir tepkiye yol açar ve Kai Hocuların güçlenmesine yol açar. Bu durumda devlet halkın gözünde iyice yıpranan prestijini kurtarmak için “profesyonel çanak yalayıcılarına” yani Tuilere başvurur ve devleti aklayacak bir kongre yapmalarını ister; kongrede pamuğun nerede olduğunu devletin çıkarları açısından en iyi savunacak Tui’nin Prenses Turandot ile evlendirileceği duyurulur. Orjinal oyun kongrenin fiyaskoyla sonuçlanması ve Kai Ho’cu devriminin gerçekleşmesiyle biter. Brecht işe sokak soygunculuğuyla başlayan ve devletin ihtiyaç duyduğu anda faşizan yöntemlerini halka karşı kullanmak üzere iktidara getirilen Gogher Gogh tiplemesiyle oyunun içerisine Hitler dönemi Almanya’sına ait bazı tartışmaları da sokmayı ihmal etmemiştir.

Tüm bu özellikleriyle oyun içinde yaşamaya devam ettiğimiz egemen sistemin 1950’li yıllardaki görüntüsünü incelikli bir şekilde gözlerimiz önüne serer. Tam da bu nedenden ötürü bugün bu oyunu ele almaya karar veren bir grup, aradan geçen yarım yüzyıl içerisinde yaşanan değişimleri oyuna yansıtmak zorundadır. Turandot ve Aklayıcılar Kongresi projesini seçerken bir grubun göze alması gereken en büyük zorluk burada yatar: Bir klasiği aynen sahneye taşımak değil onunla belirli bir hesaplaşmayı göze almak kolay değildir. Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları olarak 1995 yılında bu oyunu sergilediğimizde, metni o dönemin kirli savaş konseptine uygun biçimde yeniden ele almıştık. Örneğin Gogher Gogh ve ekibi 12 Eylül sonrasında oluşan yeni duruma istinaden “rafa kaldırılan” ve gerektiğinde “çekmeceden çıkarılan” faşizan unsurlar olarak yorumlanmışlardı. Ekonomik kriz Kai Ho yanlılarının başlattığı isyana yönelik uzun süreden beri devam eden operasyonların ortaya çıkardığı bir savaş ekonomisinin krizi olarak ele alınmıştı. Ama tüm bu konjenktürel değişiklikler ve müdahaleler yapılırken oyunun temel sorusunun unutulmamasına özel olarak dikkat edilmişti: Baskıcı ve faşizan bir sistem içerisinde entelektüellerin konumu ne olmalıdır?

Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları aradan geçen on yıl sonrasında bambaşka bir kadroyla Turandot ve Aklayıcılar Kongresi’ni önümüzdeki hafta yeniden seyirci önüne taşıyacak. Oyunun tanıtım yazısında yukarıdaki tartışmaya istinaden şöyle deniliyor: “BÜO olarak; siyasi ve mali krizler, manipülasyon teknikleri, kamuoyunu ikna yöntemleri, artık sıradan hale gelen yolsuzluk skandalları gibi güncel temaları içinde barındıran oyunu; mafya ve devlet arasındaki ayrım çizgisinin giderek silikleşmesi, kağıt üzerinde kalan reformlar, militarizasyon, uluslararası siyaset gibi temalarla metnin elverdiği ölçüde güncellemeye gayret ettik.” Her şeyin radikal biçimde değişiyor göründüğü ama aslında hiçbir şeyin değişmediği, fırtınalı bir dönemeçten geçen günümüz Türkiyesi ve dünyası şartlarında, yenilenmiş bir Turandot ve Aklayıcılar Kongresi prodüksiyonunu izlemek ilginç olacak.

Oyun tarihleri

8 NISAN 2005 CUMA Saat: 19:30

11 NISAN 2005 PAZARTESI Saat: 18:00

13 NISAN 2005 ÇARSAMBA Saat: 20:00

14 NISAN 2005 PERSEMBE Saat: 15:00

16 NISAN 2005 CUMARTESI Saat: 15:00

19 NISAN 2005 SALI Saat: 17:30

20 NISAN 2005 ÇARSAMBA Saat: 19:00

Yer: Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs Demir Demirgil Tiyatro Salonu (ÖFB)

(Bilet: Ögrenci: 5 YTL Tam: 7,5 YTL)

30 Mayıs 2004 Pazar

Amatör, Profesyonel, Alternatif


Amatör-Profesyonel

Biz İATP olarak "amatör" ve "profesyonel" kavramlarını ekonomik temelli olarak ele almaktayız. Hayatını tiyatrodan -ya daha somut bir nitelendirmeyle sanat piyasasından- kazandığı parayla devam ettiren kişiye profesyonel diyoruz. Hayatını sürdürmek için başka bir işle uğraşan, bunun yanında tiyatroyla da uğraşan kişiye ise amatör. Aslında genelde bu iki kavrama günümüzde yüklenen anlamlar oldukça oldukça kabadır ve tiyatrocunun yaptığı işin niteliğini açığa vurmakta yetersizdir. Tiyatrodan -ya da sanat piyasasından- para kazanmasına rağmen kumpanyasının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan alt sınıf üyesi profesyoneller de vardır; tam tersine oldukça konforlu yaşayan üst sınıf üyesi profesyoneller de... Ya da adı amatör olan ama haftanın 5 günü, tiyatroya belki de bir profesyonel oyuncudan daha fazla zaman ayıran tiyatrocular da vardır, hafta sonlarını bir etkinlikle değerlendirmek için hasbelkader tiyatroyla uğraşanlar da... Bu anlamda ekonomik kökenli birer kavram olmalarına rağmen amatör ve profesyonel, ekonomik anlamda bile yeterince net bir içeriğe sahip değildirler.

Amatörist-Profesyonelist

Biz bu iki kavramla birlikte, bu kez ekonomik olmaktan çok tiyatrocunun yaptığın işin niteliğini vurgulayan iki farklı kavram daha kullanırız: Amatörist ve profesyonelist.

Amatörizm basit olarak, yaptığı işin hakkını vermeme ve bunu dışsal koşullara bağlı nedenlerle açıklama türünden bir davranış biçimini nitelemek için kullandığımız bir kavramdır. Örneğin amatör tiyatroculardan çok sık olarak "bu şartlarda ancak bu kadar oluyor" ya da "bir salonumuz vs... bile yok, bu ülkede tiyatroya değer verilmiyor, buna rağmen biz tiyatro yapmaya çalışıyoruz, bu takdir edilmesi gereken bir durumdur" türünden sözler duyarız. Amatör olarak tiyatroyla uğraşan grupların ağırlıkta olduğu bir yapı olmasına rağmen İATP (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu) bu söylemi asla kabullenmez. Bizce olanaksızlıkları bir avantaja dönüştürmek mümkündür. Elbetteki amatör tiyatrocuların maddi kaynakları ya da sanatsal altyapıları yetersizdir. Bunu görmezden gelemeyiz. Ama bu noktada insana ve gönüllülük ilkesine dayalı emeğe yatırım yapan bir tiyatro paradigması hatırı sayılır derecede önemli işler yapmayı başarabilir. Deneyimlerimiz bize bunu ispatlamıştır. Olaya böyle bakıldığında amatörizm amatör tiyatrocular için tehlikeli bir eğilimdir.

Profesyonelizme gelirsek... Profesyonalizm kavramını de tıpkı amatörizm gibi olumsuz bir eğilim için kullanırız: Oyuncunun yaptığı işe yabancılaşması ve onu belli bir pazar için herhangi bir meta üretmekten daha farklı bir şey olarak görmemesi durumu. Profesyonel oyuncu sanat piyasası içerisinde çalıştığı ve ürettiği sanatsal emeği belli bir ücret karşılığında satarak hayatını devam ettirdiği için kendi üretim pratiklerine dair belli ilkesel öncüller belirlemediği noktada kolayca bu türden bir eğilimin kucağına düşebilir.

Profesyonelizm genelde profesyonellerin, amatörizm ise genelde amatörlerin yürüttüğü faaliyeti tehdit eden bir sapma olsa da bunu bir kural olarak kabul etmemek gerekir: Yaptığı işe amatörist bir yaklaşımla yaklaşan profesyoneller olabileceği gibi profesyonelist eğilimlere kapılan amatörlere de rastlamak mümkündür.

Kültür Endüstrisinin Yarattığı Bir Ayrım

Bu kavramları belli spesifik bağlamlar içerisinde kullanmaya karşı çıkmamakla beraber, amatör ve profesyonel oyuncuların varoluş koşulları gereği net çizgilerle biribirindne birbirinden ayrılması gerektiği yolundaki genel inanışı sahiplenmemekteyiz. Bizce amatörlük ve profesyonellik geçişkenlik arz eden kaygan kavramladır. Örneğin belli bir dönem ekonomik anlamda amatör koşullarda tiyatro yapan bir kişi işinden ayrılarak tüm zamanını tiyatroya vakfetme kararı aldığında profesyonel olarak adlandırılmaya başlayabilir. Ancak bu kişinin teatral niteliklerinde özel bir değişim olmayacaktır. Benzer bir durum belli bir dönemde tiyatroyla profesyonel olarak uğraşmış bir kişinin bir işe girerek amatörlüğü seçtiği durum için de geçerlidir. Elbette ki profesyonel bir tiyatrocuyla çalışarak tiyatro yapan bir kişinin tiyatroya ayırdığı zaman ve enerji aynı olamayacaktır ve bunun sonuçta ortaya çıkacak ürünün niteliğini belirleyeceği de kesindir. Ama günümüz şartları açısından bakıldığında tiyatro yoluyla hayatını devam ettirmekte olan bir çok profesyonelin de sanat piyasası içerisinde belli bir kazanç sağlamak için çoğunlukla kendi tiyatral pratiklerinden fedakarlık yaptığına, maddi kaygılarla aslında çok da onaylamadığı bazı projelerde yeralmak durumunda kaldığına tanık olabilmekteyiz. Tüm bu gözlemler bizi yine aynı noktaya götürmektedir: Profesyonel ve amatör kavramları yapılan işin niteliği açısından hiçbir biçimde belirleyici değildirler.

Aslında amatörler ve profesyoneller arasına kalın bir çizgi çeken ve bu iki kavramı yapılan işin niteliği ile ilgiliymiş gibi kullanma eğiliminde olan genelde kültür endüstrisi dediğimiz alandır. Türkiye açısından bakıldığında 80'lerden sonra hızlı bir büyümeye geçen, 90'larla birlikte toplum üzerinde belirleyici bir role sahip olmaya başlayan kültür endüstrisi alanı sanatsal etkinliği ticari ilişkiler içerisinde tanımlamaya eğilimlidir. Tüm ticari ilişkilerde olduğu gibi sanat üreticisi -yani sanatçı- bir mal ya da hizmet üretmekle yükümlüdür. Ürün dev bir pazarda, çok geniş olanaklara sahip bir pazarlama endüstrisinin de yardımıyla tüketiciye ulaşır. Bu sistem içerisinde sanatı üretenlerle onu tüketenler net bir çizgiyle birbirinden ayrılmışlardır ve herkes kendisine biçilen rolü oynar. Hiçbirimizin birer adada yaşamadığını ve her birimizin bizi çevreleyen toplumsal koşullar içerisinde hareket etmek zorunda olduğunu düşünürsek, profesyonel olmayı tercih eden bir oyuncu bu pazar ilişkilerine girmeyi göze almış birisidir. Tabi bu ilişkiler denizi içerisinde her geminin kendine ait bir manevra şansı olacaktır: Kimileri geri dönülmez bir biçimde denizin en orta yerine sürüklenebileceği gibi kimleri de denizin kıyılarından ilerlemeyi ve zaman zaman da kara ile flört etmeyi deneyecektir. Ama sonuçta sistem kendi kurallarına uymayanı dışlamaya ve gücü yettiği oranda kendi sularının dışına atmaya çalışacaktır. Bunu yaparken tüm profesyonelleri profesyonelizme davet edecek, amatörleri de amatörizme mahkum etmeye çalışacaktır; çünkü aslında sistemin sularında yüzen profesyonel kaptanlar dışında kalanlara biçilen görev ortadadır: Onlar sadece manzarayı seyretmekle yetineceklerdir, tabii bedelini ödemek şartıyla.

İATP kültür endüstrisinin içerisinde yeralmayı reddeden ve bu anlamda kendi alternatif sanatsal ilişkiler odağını örgütlemeyi hedefleyen bir yapılanmadır. Bu platform içerisinde yer alan gruplar kültür endüstrisinin yarattığı hiyerarşi içerisinde sanat üretiminin belli bir elitin eline teslim edilmesine ve toplumun kültürel tüketicilerden oluşan bireylere dönüştürülmesine karşı, sanatın toplumun tabanına yayılması misyonunu sahiplenmektedir. İATP içerisindeki gruplar amatörler ile profesyoneller arasındaki ayrımın, aslında pazar koşullarının yarattığı suni bir ayrım olduğu düşüncesini ve herkesin belli alanlarda sanatsal ve kültürel üretimin bir parçası olması gerektiği ilkesini savunur. İATP içerisinde yeralan amatörler ve profesyoneller bu anlamda da alternatif bir biraradalık sergilemektedirler. Şimdi biraz da bunun özgün koşullarından bahsetmek gerekiyor.

Profesyonel-Amatör Birlikteliği

İATP içerisinde yer alan gruplardan birçoğu üyelerini öğrencilerin ve çalışanların oluşturduğu ekonomik anlamda amatör gruplardır. Ancak henüz sayıları az olmakla beraber profesyonel üyelerimiz de vardır. Bu anlamda alternatif bir örnekten Tiyatro Boğaziçi'nden bahsetmek istiyorum: TB üniversite yıllarında tiyatroyla uğraşmış ve bu alanda belli bir birikim oluşturmuş BÜ mezunlarınca kurulmuş yarı-profesyonel diyebileceğimiz bir gruptur. Grup içerisinde şu anda yer alan 18 kişiden 9'u profesyonel, geri kalan 9'u ise başka işlerde çalışan amatörlerdir-ki biz bu kişilere çalışan tiyatrocular demeyi tercih ederiz. Profesyonelliği seçen oyuncular kendi özerk çalışmalarını örgütlemek ve profesyonel mantıkla çıkarılmış oyunlar üretmekle beraber çalışan tiyatrocularla birlikte de çalışmalar yaparlar. Bu çalışmalar zaman zaman eğitim-araştırma ağırlıklı olduğu gibi zaman zaman da ortak çıkarılacak bir oyuna yönelik de olabilir. Elbette ki çalışan tiyatrocuların yer aldığı projeler profesyonel mantıkla sergilenemez; örneğin turne şartları oldukça kısıtlıdır. Ama bu, ortak çalışmalar sırasında çalışan tiyatrocuların profesyonellere oranla daha az sorumluluk aldığı ya da tüm yükü profesyonellerin omuzlarına atarak bir tür hobi tiyatrosu yaptığı anlamına gelmez. Aksine kimi zaman çalışan tiyatroculardan çalışma için profesyonellerden çok daha fazla enerji ve zaman harcamaları da talep edilebilir.

TB şu aşamada İATP içerisindeki tek yarı-profesyonel grup durumundadır. Bu türden yapılar yeni yeni oluşmaya başlamaktadır. Söz gelimi içinde bulunduğumuz yıl içerisinde iki farklı üniversite kökenli mezun grubu kurulmuştur: İstanbul Ü. iktisat Fakültesi mezunlarının kurduğu Karıncalar Tiyatro Topluluğu, İstanbul Ü. mezunlarının kurduğu İ. Ü. Öğrenci Kültür Merkezi. Bu gruplar içerisinde henüz net bir amatör profesyonel ayrımı göze çarpmamaktadır, ama zaman içerisinde kurumsallaşmayla birlikte profesyonel oyuncuların sayısının artması beklenebilir. Böylece İATP hem kendi amatör ve profesyonellerini yetiştirecek, hem de bu iki kesimin alternatif bir birlikteliğini gerçekleştirme yolunda önemli bir örnek olabilecektir.

31 Mart 2002 Pazar

İATP Nedir?

31 Mart 2002 tarihli İATP toplantısı açılış konuşması:

İATP'nin (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu) kuruluşuna yönelik tartışmaların ardından neredeyse birbuçuk yıldan fazla zaman geçti. Fakat "İATP nedir?" sorusu gerek dışarıdan bakarak platformu anlamlandırmaya çalışan gruplar gerekse platform üyesi gruplar tarafından bugün hala kesin olarak yanıtlanamamaktadır. Bu İATP'nin bir zaafı mıdır? Bir yılı aşkın bir süredir toplantılar düzenleyen, geniş katılımlı ortak etkinlikler organize eden bir platform kendisini daha kesin ve net çizgiler içerisinde tanımlaması gerekmez mi? Şu andan burada bulunan ve yıl içerisinde temsilciler düzeyinde yapılan tartışmalardan haberdar olan gruplar bu soruya bizim platform olarak verdiğimiz yanıtın "hayır" olduğunu tahmin edeceklerdir. Çünkü İATP yapısı gereği kemikleşmiş bir organizasyon değil, sürekli olarak yeniden tanımlanan bir süreçtir. Kuruluş aşamasında belirlenen temel ilkeler dışında bir tüzüğü ya da yazılı kuralları yoktur, olmamalıdır. Her yeni katılımda ya da düzenlenen her yeni etkinlikte İATP temel ortak ilkeler ışığında gerekirse kendisini yeniden tanımlamalıdır.

Ancak yine de zaman zaman bu sürecin belli bir noktasında durup İATP'nin o dönem için ne olduğunun cevabını vermek temel bir ihtiyaç olarak görünmektedir. İATP'nin 2002'de düzenlediği bu ilk genel toplantının bu iş için en uygun ortam olacağı da aşikardır.

2001-2002 dönemine genel olarak baktığımızda platformun geniş katılımlı iki seminer ve bir şenlik düzenlediğini, platformun faaliyetlerini dışarıya duyuracak bir bülten oluşturma girişiminde bulunduğunu ve yıl içerisinde tiyatro dünyasına has genel ya da gruplara yönelik özel bir çok sorunu tartışma gündemine aldığını görüyoruz. Şu anda gerçekleştirmekte olduğumuz genel toplantıyla yeni bir ortak faaliyeti daha hayata geçiriyoruz. Bu toplantıda hepimizin ortak sorunları arasından seçilmiş temel bir konu üzerine geniş katılımlı olarak tartışmayı amaçlıyoruz: Tiyatroda Eğitim. Bu genel değerlendirme ışığında İATP'nin birbuçuk yıldır gerçekleştirdikleriyle/gerçekleştiremedikleriyle kuruluş bildirimizde yer alan temel işleyiş ilkelerini ne kadar hayata geçirebildiğini test etmek yararlı olacaktır:

1. İATP'nin bir karar alma organı olmaması sadece tiyatro grupları arasında ortak bir dayanışmayı hedeflemesi platformun en temel niteliklerinden birisidir. Yıl içerisndeki deneyimler düşünülürse bu ilkenin her grup tarafından aslında farklı yorumlandığı ve yaşananlar doğrultusunda yeniden yorumlandığı gözden kaçmamalıdır. Burada konuyu iki örnekle açmak istiyorum:

Birinci örnek geçtiğimiz yıl yeni kurulmakta olan bir grup içerisinde yaşananların platforma getirilişiyle ilgilidir. Bu grupta tiyatro çalışması yürüten arkadaşlar arasında yaşanan İATP'ye katılıp katılmama konulu tartışma sonucunda yaşanan ayrışma, grubun içerisinde yer aldığı kurumun teatral faaliyetlere bir süre için ara vermesi noktasına ulaşmıştı. Bunun üzerine platform üyesi gruplardan birisinin de aracılığıyla mesele İATP'ye taşınmış ve platformdan konuyla ilgili taraflara yönelik bir yaptırım çıkarması talep edilmiştir. Platform içerisindeki çeşitli arkadaşların uyarıları sonucunda grup bu meseleyi kendi içerisinde çözmek amacıyla platform gündeminden çekilmiştir. Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla grup içerisinde bu tartışma ortamı hiçbir zaman gerçekleşmemiş teatral üretimi sağlayacak ortam kurulamamıştır. Ancak bu deneyim platform üyesi bazı grupların İATP'yi algılayışı konusunda soru işaretlerine yol açmıştır.

İkinci olarak, ÜTP (Üniversite Tiyatroları Platformu) üyesi gruplardan birisinin sene başında yaşadıkları sorunu platforma getirişlerini ve platformla kurdukları ilişkiyi gündeme getirmek istiyorum. Yine hatırlanacağı gibi bu grubun çekirdeğinde oluşan ayrışma, grubun geleceğini tehdit eder bir hale gelmiş, grup üyeleri bu sorunu kendi aralarında çözemediklerine karar vererek, bu noktada grubun devamlılığını sağlamak için platformun desteğine ihtiyaç duyduklarını söylemişlerdir. Mesele öncelikle ÜTP daha sonra tüm İATP grupları arasında "öneri yapma sınırının" ötesine geçmeksizin tartışmaya açılmıştır. Şu an için bildiğimiz kadarıyla grup içindeki sorunlar tamamiyle ortadan kalkmamakla beraber teatral çalışmanın devamlılığı sağlanabilmektedir. Örneğin İATG (İstanbul Amatör Tiyatro Günleri) 2002'de oyunlarını sergileyeceklerdir.

Birbirine yakın duran bu iki örnek platform yapısının işleyişi açısından doğru davranışın ne olduğu konusunda önemli deneyimler içermektedir: Karar alma organı değil, dayanışma ortamı.

2. "İATP içerisinde kendi alanlarında özelleşmiş platformların kurulması özendirilir." İATP içerisinde kuruluşundan itibaren aktif olarak çalışan ve platformun temelini oluşturna tek bir platform vardır: ÜTP. Ne yazık ki bunun dışında başka bir platform girişimi hayata geçirilememiştir. Şu anda ÜTP dışındaki gruplar tek bir platform gibi hareket etmektedirler ama bu geçici bir çözümdür. Geçtiğimiz yıl içerisinde Kültür Merkezleri'nini platformlaşması yolunda bir eğilim oluşmuşsa da bu kurumların özel durumları nedeniyle platformla olan ilişkilerini askıya almaları nedeniyle bu proje hayat bulamamıştır. Şu anki yapıya bakınca yeni platformlara evrilecek bazı oluşumlar göze çarpmaktadır: Aynı çatı altında faaliyet gösteren üç Eğitimsen şubesinin oluşturabileceği bir Sendikalar Platformu, üniversite mezunlarının kurduğu bir Mezunlar Tiyatrosu Platformu, belli bölgelerde faaliyet gösteren grupların kurduğu bir Bölge Tiyatroları Platformu vs… Ancak bu platformların oluşması için henüz yeterli ortamın oluşmadığı gözlenmektedir ve zamana ihtiyaç vardır.

İATP'nin tek faal platformu ÜTP'nin geçtiğimiz yıl içerisindeki faaliyetlerini gözönüne alırsak platformlaşmanın yaratacağı olanaklar daha iyi anlaşılacaktır. Bildiğimiz gibi üniversite tiyatrolarını YÖK bünyesinde bütünleştirerek bürokratik bir kontrol mekanizması oluşturmayı amaçlayan TOBAV'a karşı ÜTP tarafında gösterilen örgütlü tavır, en azından Ankara'da bir rahatsızlık yaratmış, toplantıların işleyişini sekteye uğratmıştır. Sadece TOBAV örneğinden yola çıkarak ÜTP gruplarının kendi iç sorunlarında özelleşmenin yarattığı olanaklar sayesinde bugün Türkiye'deki üniversite tiyatroları ortamına müdahil olabildiğini ve alternatif politikalar üretebildiğini görebiliriz. Bu nedenle İATP'nin önümüzdeki yıllarda diğer alanlardaki platformlaşma girişimlerini hayata geçirebilmesi gerekmektedir.

3. İATP "topluluklar arasındaki iletişimi düzenli hale getirmeyi, ortak sorunlar çerçevesinde dayanışmayı, bilgi alış verişini ve ortak etkinlikleri hedefler". Öyle görünüyor ki bu, geçtiğimiz dönem içerisinde İATP'nin en hızlı gelişim kaydettiği alan oldu; özellikle ortak etkinlikler. İATP etkinliklerinin temelini oluşturan İATG, geçtiğmiz yıl önemli bir organizasyon sorunu yaşanmadan gerçekleştirildi. Geniş katılımlı iki seminer hayata geçirilebildi. Bu deneyimlerin yazılı belge haline getirilmesi başarıldı. İATP bülteni kısa süre sonra dolaşıma çıkacaktır ve oluşan birikimin dışa açılmasını sağlayacaktır. Yine, başlangıçta sözü edildiği gibi, deneyimlerimizi ortaklaştırmaya, hatta belki teorize etmeye yarayacak şu anda yapmakta olduğumuz geniş katılımlı genel toplantının da önemli bir aşamayı temsil ettiği bir gerçektir.

4. "Teatral yardımlaşma ve alışverişi temel alan topluluklar arası ilişkilerde belli bir hukukun inşa edilmesi esastır" Bu İATP'nin ATÇ'den ayrılışının temelindeki tartışmalar da düşünüldüğünde platform gruplarının çok hassas olduğu bir meseledir. Bu yaklaşım, piyasadaki gruplar arası ilişkiler gözönüne alındığında alternatif bir tavrı içermektedir.

Sonuç olarak, İATP bugün için dayanışmayı ve ortak faaliyetler yürütmeyi hedefleyen, kendisini gruplar üstü bir karar organı olarak kodlamayan, toplulukları kendi özel sorunları üzerinden platformlaşmaya yönlendiren, birikimlerini ve deneyimlerini yazılı olarak kamuoyuyla paylaşan, tiyatro ortamına her düzeyde müdahil olmayı amaçlayan etik duyarlılığa sahip bir platform örgütlenmesi olarak kendisini göstermektedir. İATP gurplarının birlikte yola çıkılan noktaya göre önemli mesafeler katettiğini kabul etmek gerekir. Ama bir şeyi yeniden hatırlamakta fayda var: İATP tamamlanmış bir süreç değildir, kendisini sürekli olarak yeniden tanmlamalı ve keşfetmelidir.